Meme kanserinde yeni dönem: Annelik hayalleri yarım kalmıyor
Genç yaşlarda görülme sıklığı artan meme kanserinde akıllı ilaçlar ve kişiye özel tedaviler sayesinde hastalar hem sağlığına kavuşuyor hem de anne olabiliyor.
Melike Türk | Bilge Doktor
İSTANBUL, TÜRKİYE — Tüm dünyada ve Türkiye'de kadınlar arasında en sık teşhis edilen kanser türü olan meme kanserinde geliştirilen yenilikçi tedavi yöntemleri, hastalığı ölümcül bir tablo olmaktan çıkarıp kronik bir boyuta taşıyarak genç kadınların annelik hayallerini gerçeğe dönüştürüyor.
Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, son yıllarda kullanıma giren akıllı ilaçlar, antikor-ilaç konjugatları ve immünoterapiler sayesinde meme kanserinin artık uzun yıllar başarıyla kontrol edilebildiğini vurguladı. Uzmanlar, kanser teşhisi alan hastaların umutsuzluğa kapılarak bilim dışı alternatif yöntemlere yönelmemesi gerektiği konusunda uyarırken, doğru zamanda başlatılan kişiye özel onkolojik tedavilerin hem hastaların yaşam kalitesini artırdığını hem de doğurganlık yetisini koruduğunu belirtiyor.
Hastalık artık kronik bir rahatsızlık gibi yönetiliyor
Geçmiş yıllarda meme kanseri teşhisi, hastalar ve aileleri için büyük bir yıkım ve umutsuzluk anlamına gelirken, günümüz tıbbındaki devrim niteliğindeki gelişmeler bu algıyı tamamen değiştirdi. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, modern tedavi seçeneklerinin hastaların yaşam sürelerini önemli ölçüde uzattığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
"Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor."
Özel bir teknolojiyle geliştirilen "antikor-ilaç konjugatlarının" meme kanseri tedavisinde kullanıma girmesiyle tıpta yeni bir çığır açıldığını aktaran Prof. Dr. Gümüşay, bu teknolojinin çalışma prensibini de özetledi. Gümüşay'a göre, antikora bağlı olarak taşınan kemoterapi ilacı, tıpkı güdümlü bir mermi gibi doğrudan kanser hücresine ulaşıyor ve böylece sağlıklı dokulara verilen zarar asgari düzeye indiriliyor.
Tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan HER2 pozitif tümörlerde, damardan uygulanan akıllı ilaçlar sayesinde hastaların lezyonları hızla geriliyor. Öte yandan, vakaların yüzde 70’ini oluşturan östrojen duyarlı metastatik meme kanserli hastalar ise bazen sadece evde ağızdan aldıkları akıllı ilaçlar ve endokrin tabletler sayesinde kansersiz bir şekilde yıllarca normal yaşantılarını sürdürebiliyorlar.
Her hastaya aynı ilaç değil, kişiye özel onkoloji dönemi
Meme kanseri tedavisinde yaşanan en önemli dönüşümlerden biri de "tek tip tedavi" anlayışının terk edilerek kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarına geçilmesi oldu. Hedefe yönelik ajanlar, antikor-ilaç konjugatları ve bağışıklık sistemini kanserle savaşması için eğiten immünoterapi yöntemlerinin rutin pratiğe girmesiyle tedavi başarıları katlandı.
Artık meme kanserinin tek bir hastalık olarak değerlendirilmediğinin altını çizen Prof. Dr. Gümüşay, tümörlerin biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre sınıflandırıldığını belirtti. Tedavi planlaması yapılırken sadece tümörün evresi değil; hormon reseptör durumu, HER2 durumu, BRCA gibi genetik mutasyonların varlığı, hastanın yaşı ve kronik ek hastalıkları titizlikle inceleniyor. Gümüşay, modern onkolojinin temel felsefesini, "Bugün amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir" sözleriyle özetliyor.
Kanser tedavisi anne olmaya engel teşkil etmiyor
Meme kanserinin görülme yaşının giderek düşmesi ve genç kadınlar arasında hızla yaygınlaşması, hastalarda "Kanser olursam bir daha anne olamam" endişesini beraberinde getiriyor. Ancak tıptaki fertilite (doğurganlık) koruyucu yaklaşımlar, bu endişeleri tamamen yersiz kılıyor.
Henüz çocuk sahibi olmamış veya ailesini büyütmek isteyen genç hastalar için tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi üreme koruyucu yöntemler başarıyla uygulanabiliyor. Ayrıca kemoterapi sürecinde over (yumurtalık) baskılama tedavileri verilerek hastanın doğurganlık kapasitesinin zarar görmesi engelleniyor.
Yakın zamanda yapılan kapsamlı bilimsel çalışmaların sonuçlarını paylaşan Prof. Dr. Gümüşay, kemoterapi ve radyoterapi süreçlerini tamamlayan hastaların, ortalama 18 ila 30 ay boyunca endokrin (hormon) tedavisi aldıktan sonra onkologlarının onayıyla hamile kalabildiklerini vurguladı. Çalışmalar, tedavi sonrası uygun zamanda gebe kalan meme kanseri geçmişi olan kadınlarda, hastalığın tekrarlama (nüks) riskinde herhangi bir artış olmadığını bilimsel olarak kanıtladı.
Bununla birlikte, endokrin tedavisi gören kadınların en çok şikayet ettiği yan etkilerden biri olan şiddetli "sıcak basması" sorununa karşı da yeni umutlar belirdi. Yaşam kalitesini ciddi şekilde bozan bu yan etkiye karşı özel olarak geliştirilen yeni bir ilacın, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onay sürecinin tamamlanmasının ardından yakın zamanda günlük kullanıma girmesi bekleniyor.
Üçlü negatif tümörlerde immünoterapi başarısı
Meme kanserinin alt tipleri arasında özellikle genç kadınlarda ve BRCA gen mutasyonu taşıyıcısı olan bireylerde daha sık görülen "üçlü negatif meme kanseri", tüm vakaların yaklaşık yüzde 10 ila 15’ini oluşturuyor. Geçmiş yıllarda oldukça agresif seyreden ve tedavisi zor olan bu alt tipte de umut verici gelişmeler yaşanıyor.
Geçmişte yalnızca geleneksel kemoterapi ile yönetilmeye çalışılan üçlü negatif tümörlerde artık immünoterapi ve yeni nesil antikor-ilaç konjugatları devreye giriyor. Erken evre vakalarda ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesinin artık bir standart haline geldiğini belirten uzmanlar, bu tedavinin Türkiye'de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ödeme kapsamında olduğunu müjdeliyor. Metastatik vakalarda ise özellikle PD-L1 pozitif olan hastalarda immünoterapinin sağkalım üzerinde devasa bir fayda yarattığı belirtiliyor.
Destekleyici tedavilerle psikolojik ve fiziksel yük hafifliyor
Modern kanser tedavileri yalnızca tümörü yok etmeye odaklanmıyor; aynı zamanda hastanın psikolojik bütünlüğünü ve fiziksel konforunu da korumayı hedefliyor. Onkoloji kliniklerinde uygulanan destek tedavileri sayesinde tedavi sürecinin zorlukları asgari düzeye indiriliyor.
Geliştirilen güçlü anti-emetik ilaçlar sayesinde kemoterapiye bağlı bulantı ve kusma şikayetleri büyük ölçüde tarih oldu. Enfeksiyon riskine karşı hastalara uygulanan kan yükseltici iğneler, grip, zatürre ve zona aşıları bağışıklık sistemini kalkan gibi koruyor. Kanser hastalarının psikolojisini en çok yıpratan sorunların başında gelen saç dökülmesi ise kemoterapi sırasında uygulanan özel "saçlı deri soğutma (buz kaskı)" işlemleri sayesinde belirgin ölçüde engelleniyor. Bu yenilikçi destek tedavileri, kadınların kanserle mücadele ederken sosyal hayattan kopmamalarını ve tedaviye çok daha motive bir şekilde devam etmelerini sağlıyor.
Ne düşünüyorsun?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)